Kayıtlar

Mart, 2019 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Les triplettes de Belleville (2003) Belleville Üçüzleri

Resim
Çok sevdiğim ve sıklıkla dinlediğim bir radyo olan Radio Swiss Jazz'da denk geldiğim ve ''ne güzel şarkıymış, adını bir Google'a yazayım'' diye düşündürten Belleville Rendez-Vous adlı şarkı hakkında araştırırken karşıma çıkıveren bu filmi aynı gün içerisinde izledim.

Kendine has bir tarza sahip olan, çok az konuşmaya yer vererek izleyicilere başka türlü bir komedi sunan, çok sayıda güzel espriye sahip, jeneriğinin sonuna dahi sabırlı izleyiciler için bir espri sıkıştırıvermeyi başarmış bir animasyon Les triplettes de Belleville (2003).

Fransa'dan Amerika'ya uzanan bir hikâyenin içerisinde konu ya da olaydan ziyade anlatımın, inceliğin ve mizahın ön plana çıktığı çok güzel bir animasyon film Belleville Üçüzleri (2003).

Belleville, güzelkent anlamına geliyor.

Filmin imdb profili: https://www.imdb.com/title/tt0286244/

Filmden bir kesit: https://twitter.com/hergunbirsanat/status/1112041903502118912

Filmin izleme linki:




Baran (2001)

Resim
Afganistan'daki savaş yüzünden komşu ülke İran'a sığınmak zorunda kalıp yasa dışı olarak çalışan işçilerin hikâyesi ve yaşanan dram Baran (2001) filminde ergenlik çağındaki karakterler üzerinden anlatılıyor.

Küçük yaşlardan itibaren güçlerinin yetmediği işlerde çalışmak, zor şartlar altında yaşamak zorunda kalan kişilerin dramatik hayatlarına eğilen Baran (2001) filminde bir bina inşaatı devam ederken o binanın içinde çalışan kişilerin sorunlarına da konuk oluyoruz.

Gençliklerinin verdiği saflıkla uzaktan bir aşk yaşayan Latif ve Baran filme daha farklı bir duygusal anlam da katıyor.

Filmin imdb profili: https://www.imdb.com/title/tt0233841/

Filmden bir kesit: https://twitter.com/hergunbirsanat/status/1111684613955563522

Filmden bir diğer kesit: https://twitter.com/hergunbirsanat/status/1111687166030155776

Filmin izleme linki:



Yazgı (2001)

Resim
Senaryosu Albert Camus'nün, modern klasikler arasında yer alan Yabancı adlı romanından esinlenerek oluşturulmuş olan Yazgı (2001) filminde kitaptaki başkahraman Meursault karşımıza Musa olarak çıkıyor.

2000'lerin hemen başındaki Türkiye'yi, İstanbul'u görmeyi de sağlayan filmde hayata ve olaylara karşı beklenildik tepkileri vermeyen, bunun dışında bir suç işlemese de var olan düzene aykırılığıyla toplum tarafından cezalandırılan Musa'nın yaşam felsefesini, bakışını ve düşüncelerini öğreniyoruz.

Filmin sonundaki jenerikten de okunabileceği üzere film romanın tam bir uyarlaması değil; romandan esinlenerek oluşturulmuş bir senaryoya sahip. Türkiye, Türkiye'deki yaşayışa ve rastlanılabilecek bazı olaylara yer veren bir senaryosu var eserin.

Sade ve sessiz yapısını doğal seslerle, uzun bekleyişlerle, durgun ifadelerle etkileyici bir şekilde güçlendiren Yazgı (2001)'de özellikle Musa'nın son savcı ile görüşürken buradaki savcı karakterinin oyunculuğu benim bi…

Mia aioniotita kai mia mera (1998) Sonsuzluk ve Bir Gün

Resim
Selanik'te geçen ve 1998 yılı Altın Palmiye Ödülü'nü kazanmış olan Mia aioniotita kai mia mera (1998) filminde altmışlı yaşlarına yaklaşmış önemli bir yazarın bir gün içerisinde geçmişine, şimdiye ve geleceğe dair bir şiirsel yolculuğa çıkışını izliyoruz.

Eski anılarını bu gün içerisinde tekrar yaşayan, üzüntülerini ve sevinçlerini hatırlayan Alexandre aynı gün içerisinde bir çocuğu çocuk tacirlerinin elinden kurtarır ve günün önemli bir bölümünü onunla geçirir. Son yıllarda geçmiş yüzyıla ait bir şairin yarım kalan bir şiiri tamamlamaya odaklanmış olan Alexandre geçmişine döndüğünde sık sık karısı ile geçirdiği günleri, onu zaman zaman işlerinden dolayı ihmal edişini ve artık yıkılacak olan deniz kıyısındaki güzel evlerini hatırlar.

Bir hastalık geçiren Alexandre bu gün sonunda hastaneye yatmaktan da vazgeçer ve geçmişte olduğu gibi bu gün de zamanı ve yaşamı sorgular. Yarın, ne kadar sürecek? Karısının, yarının sonsuzluk ve bir gün kadar süreceği cevabını hatırlayarak hayata…

Gölge Oyunu (1993)

Resim
Şener Şen ve Şevket Altuğ'un canlandırdığı Abidin ve Mahmut yıllardan beridir birlikte yaşayan ve Rüya Pavyonu'nda çalışan iki komedyendir. Gölge Oyunu (1993) filminde bir gün Rüya Pavyonu'na getirilen sağır ve dilsiz Kumru'ya yardım eden Abidin ile Mahmut yani günümüzün Karagöz ve Hacivat'ı, rüya mı yoksa gerçek mi olduğunu bilemedikleri bir hikâyenin içerisinde bırakırlar kendilerini ve izleyicilerini.

Çarpıcı varlık ve yokluk repliğiyle daha da anlam kazanan Gölge Oyunu (1993) filmi gerçek hayatlarında da bir nevi varlık sorunu yaşayan Abidin ile Mahmut karakterlerinin yanı sıra Büyük Hanım karakteriyle de farklı bir derinlik kazanıyor. 90'lı yılların İstanbul'unda da bizleri dolaştıran film Attila Özdemiroğlu'nun müzikleriyle de beraber zaman zaman mistik bir hava kazanıyor.

Film sonradan dublajlanmış olmasaymış daha iyi olurmuş. Çünkü bazen bazı sesler tanıdığımız başka oyuncuları hatırlatabiliyor ve gördüğümüz oyuncunun sesinin aslında duyduğumuz …

Dersu Uzala (1975)

Resim
20. yüzyılın ilk çeyreğinde geçen Dersu Uzala (1975) filminde Rus ordusunda görevli olan bir asker ile dağlarda ve ormanlarda yaşayan bir adamın dostluğu anlatılıyor. Ülkenin yabani noktalarını, dağlarını, nehirlerini haritalamakla görevli olan asker Arsenev ve ekibine bir gün bir gece vakti Dersu Uzala konuk olur.

Bu garip adamı gittikçe tanımaya ve tanıdıkça ona büyük bir saygı duymaya başlayan modern yaşam insanları Dersu'dan yabani hayat ile ilgili çok şey öğrenirler. Karşılıksız bir şekilde arkadaşlarını koruyan ve para, alışveriş gibi kavramlara yabancı olan Dersu yıllardan beri dağlarda yaşamaktadır. Pagan inanışına sahip olan bu adam doğaya ve aynı ortamı paylaştığı canlılara büyük bir saygı duymaktadır.

Birçok kere yüzbaşı Arsenev'in hayatını kurtaran Dersu ile yüzbaşı farklı zaman dilimlerinde birkaç kere daha bir araya gelirler. Birbirlerine karşı içten, candan bir sevgi beslerler. Şehir hayatına uyum sağlayamayan Dersu Uzala tekrar ait olduğu, iyi hissettiği dağlar…

O Filmi İzlemiş Miydin?

Resim
Bu yazıyı, çok sevdiğim bir film olan Kar-Wai Wong'un Faa yeung nin wa (2000) filmini yeniden izlediğim yağmurlu bir gecenin ardından yazıyorum. Filmden sonra, herhalde filmin güzelliğiyle, yazmaya değer bulduğum ve yazma isteği duyduğum bir şeyler hakkında bir şeyler demeye çalışacağım.

O filmi izlemiş miydin? Bu soruyu sormamdan biraz öncesine kadar yani filmi yeniden izlememden önce olsa bu soruyu evet izlemiştim şeklinde yanıtlardım; alışkanlık üzere. Ama filmi yeniden izledikten sonra filmin neredeyse tamamını unutmuş olduğumu, sadece o muhteşem müziği hatırladığımı fark ettim. Filmdeki tek güzel müzik de o değilmiş ayrıca. Quizas quizas quizas adlı parça da sevdiklerim arasına girdi; yeniden izledikten sonra.

Bir film hakkında bir şeylerden bahsedecekken ya da izlemeyi tavsiye edecekken öncelikle bu soruyu sorabiliyoruz: İzlemiş miydin? Halbuki filmi izledikten sonra düşündüm ki, eğer filmi hatırlamıyorsak o filmi izlemiş olmamızın bir anlamı kalmıyor. ''Evet, izlemi…

Selamsız Bandosu (1987)

Resim
Ücra bir Anadolu kasabasında, kimsenin selam dahi vermeden (ya da yüzüyle bakmaya tenezzül etmeyip sadece bir el sallayışla selam verip) geçtiği bir kasabada yani Selamsız'da geçen filmde belediye başkanının (Şener Şen), cumhurbaşkanının tren ile yurdu dolaşacağını gazeteden öğrenmesinin ardından kasabanın makus talihini tersine çevirmek için yaptığı planlar sonucunda yaşananlar anlatılıyor.

Bir bando takımı kurarak treni durdurmayı başarıp cumhurbaşkanını kasabada ağırlamayı planlayan belediye başkanı ve beraberindeki meclis işe bir şef aramakla başlar. Ardından imece usulü para tolayarak müzik aletleri alınır ve esnaftan birkaç kişiye müzik eğitimi verilmeye başlanır.

Yaşanan zorluklar, çekilen cefalar ve umutlar etrafında ilerleyen filmde müzikle, birlikle, çalışma ve azimle beraber ortaya çıkan güçle beraber kasaba daha medeni bir hal alır. Usta oyuncu Şener Şen'in başrolünde yer aldığı ve Nesli Çölgeçen'in yazımında yer alıp yönettiği Selamsız Bandosu insanımızı mükem…

Simülakrlar ve Simülasyon - Jean Baudrillard

Resim
Ana konusu, sinemanın ötesinde; dünyamızdaki birçok farklı alanda yaşanan, gerçekliğin yerini alan, gerçeği gizleyen ya da gerçeğin anlamsızlaşmasına yol açan simülakrlar ve simülasyonlar olan bu eserde Jean Baudrillard birçok şeyi yeniden sorgulamamıza ve farklı bakış açıları kazanmamıza yol açabilecek olan ünlü kuramına dair zengin örneklerle baş başa bırakıyor okuyucularını.

Gerçeklik ve gerçekliğin bozulması, kopyalama ve yeniden üretme, anlamlılık ve anlamsızlaşma, kültür, reklam, medya, sinema gibi birçok düşündürücü konuda çarpıcı örneklerle zenginleştirdiği kitabında Baudrillard modern yaşamdaki birçok olguyu yeniden sorgulamamızı sağlayabilecek nitelikteki değerli düşüncelerini biz okuyucularla paylaşıyor.

Eserde The China Syndrome (1979)Three Days of the Condor (1975), Barry Lyndon (1975)Apocalypse Now (1975) gibi filmlere de değiniliyor. 
Zaman zaman ağır bir dile sahip olan (tabii bu benim için geçerli) kitabın Türkçe çevirisinde Fransızca terimlerin Türkçe okunuşları …

Three Days of the Condor (1975) Akbabanın Üç Günü

Resim
Bir CIA ajanı olan ve her şeyi okumakla görevli bir ekibin içerisinde yer alan, Robert Redford'ın canlandırdığı Turner, farkında olmadan tehlikeli bir mayına basar ve teşkilatın derinlikleri içerisinde kendisini hayatta tutmaya çalışır.

Para ve güç ilişkilerinden müthiş bir bilinmezlik ve güvensizlik ortamına kadar varlığından haberdar olduğumuz ancak somut olarak göremediğimiz bir dünyanın içerisinde geçen Three Days of the Condor (1975) filmi ile gizemli, heyecan verici, düşündürücü, etkileyici ve şık bir hikâyenin içerisine çekiliyoruz.

Filmin imdb profili: https://www.imdb.com/title/tt0073802/


Safar e Ghandehar (2001) Kandahar'a Yolculuk

Resim
Yönetmenliğini, (Abbas Kiarostami'nin Nema-ye Nazdik (1990) filminde kendisini insanlara hayranı olduğu Mohsen Makhmalbaf olarak tanıtan sinema tutkunu bir kişinin öyküsünün anlatıldığı) Makhmalbaf'ın yaptığı Safar e Ghandehar (2001) filminde; İran sınırından Afganistan'ın iç bölgelerine doğru kız kardeşinin hayatını kurtarmak için yolculuk eden bir kadının hikâyesi anlatılıyor.

Afganistan'da kadınların ve diğer insanların maruz kaldığı ilkel gelenekleri etkileyici ve sade bir şekilde sunmasıyla ön plana çıkan Safar e Ghandehar (2001) aynı zamanda cehalet, düşmanlık, korku, savaş, çoraklık gibi olguların yol açtığı sorunları da başarıyla yansıtıyor.

Sıcak iklime rağmen burka adlı giysiyi çıkarmamaları gereken kadınların doktora bir perde arkasından muayene olduğu, eğitim kurumu olarak kullanılan medreselerin sadece dini bilgilerle çocukları yetiştirdiği ve sefaletin hat safhada olduğu bir ortamda filmin başkahramanı Nefes, tüm bunları kayıt cihazına tasvir ederek, birç…

The Hours (2002) Saatler

Resim
Kadrosunda Nicole Kidman, Julianne Moore, Ed Harris gibi oyunculara yer veren The Hours (2002) filminde Virgina Woolf'un hayatına Bayan Dalloway romanı üzerinden konuk oluyoruz.

Zaman geçişleriyle beraber ilerleyen Saatler (2002) filminde Woolf'un intiharı ve eşiyle olan ilişkisinden romanını yazmaya başlamasına kadar birçok noktaya değiniliyor. Hem Woolf'un hayata bakışı hem de eserine de taşıdığı bu izler farklı zaman dilimlerindeki farklı karakterler üzerinden bizlere sunuluyor.

Bir kadının hayatını ve düşüncelerini bir günde anlatan bir roman olan Bayan Dalloway romanı bir sinema eseri olarak uyarlamaya çok yatkın olmayan ve bolca bilinç akışı tekniğini kullanan bir eser olduğu için buna pek girişmeyen film bizlere Woolf'un ruh halini, düşüncelerini ve farklı zamanlarda da olsa benzer hikâyeleri yaşayan birçok kadın olduğunu gösteriyor. Filmin senaryosu da tüm bunları işleyen bir romandan uyarlanmış.

Ne yazık ki bu değerli romanın Türkçe çevirilerinde, Tomris Uyar&…

Umberto D. (1952)

Resim
Yıllarca bir devlet kurumunda çalışmış olan Umberto Domenico Ferrari yaşlılık dönemini çok sevdiği köpeğiyle beraber ekonomik zorluklarla mücadele ederek geçirmektedir. Geçinemedikleri için maaşlarına zam isteme protestosu gerçekleştirmelerine izin dahi verilmeyen bir ortamda daha az para harcamak için hasta numarası yapıp birkaç günlerini hastanede geçiren ya da dilenmek zorunda kalan insanlar vardır; bir de dilenmeyi istismar edenler.

Umberto D. (1952)'de ev sahibesinin evden kovmak istediği Umberto D. geçimini sağlamak için çeşitli yollara başvurur. Yaşadıkları onu hayata karşı küskünlüğe düşürse de biricik köpeği Flike onu yalnız bırakmaz.

Filmin tek zayıf noktası bana göre amansız bir kötü karakter olarak resmedilmiş olan burjuva ev sahibesi karakteri. Bir  noktadan bakıldığında -zalimliği dışında- borcunu tahsil etmek için haklı dahi görülebilecek olan ev sahibesi Umberto D. için hayatı çok daha çekilmez kılar.

Filmin imdb profili: https://www.imdb.com/title/tt0045274/