Kayıtlar

Mayıs, 2018 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Le bonheur (1965) Mutluluk

Resim
Yaşayan en önemli kadın yönetmenlerden 1928 doğumlu Agnes Varda Le bonheur (1965) filminde erkek dünyasından yaşama ve kadına bakışa bir kadın yorumu getiriyor. Kadının erkek için anlamı, neler ifade ettiği ustalıkla anlatılıyor.

İki küçük çocuğa sahip mutlu ve orta gelir seviyesinden bir çiftin yaşamlarını, güvenli, sade, doğayla iç içe geçen hayatlarını izliyoruz filmin başlarında. Daha sonra erkek, filmdeki tabirle, bir başka meyve bahçesindeki bir elma ile de mutluluk yaşamaya başlıyor. Kadınların acısını, konumlarını, sevgilerini çok güzel bir şekilde anlatan yönetmen filmin sonunda güzel bir kesitle bize aslında çok bir şeyin değişmediğini gösteriyor.

Filmin imdb profili: https://www.imdb.com/title/tt0058985/

Filmden bir kesit: https://twitter.com/hergunbirsanat/status/1001419870725181440


Kamera Karşısında Yaşamak

Resim
Bu yazıyı yazmak bir futbol karşılaşmasını izlerken aklıma geldi. Bir futbolcu, attığı gol sonucunda sevinç yaşarken adeta kendinden geçerek saha kenarındaki bir kameranın önünde, o kameranın içine bakarak Atlas gibi kollarını kaldırıyor, ağzı açık halde sevinç naraları atıyordu. Neden, tribüne o ve arkadaşlarını desteklemeye gelmiş, canlı kanlı orada bulunan seyircilere dönerek, onların arasına karışarak, onlara bakarak, onlarla paylaşarak bu anı yaşamadı da, biçimce hiçbir olağanüstülüğü olmayan, cansız, duygusuz bir nesneye sergiledi bu çok özel anını?

Bir yemeğe gidildiğinde, bir yer gezildiğinde, bir konser dinlendiğinde o anı yaşamaktan, zihne kaydetmekten, doyasıya görmek, dinlemek ve içine çekmektense neden vaktin önemli bir kısmı o anı kamera ile kayıt altına almaya ayrılıyor? Kamera ile kayıt altına alırken o anın canlılığını bir kenara bırakıp, kamera gibi mekanik ve duygusuz bir duruma düşmüyor muyuz?

Fotoğraf makineleri ortaya çıktığında neredeyse insan boyundaki bir ciha…

Zamana Yenilen Hafıza: Filmleri Unutmak

Resim
Görsel sanatlar insan zihninde en kolay saklanabilen ve kolayca hatırlanabilen sanatlar arasında yer alıyor. Ancak bu da, insan hafızasının zayıflığını ve insanın doğal bazı güçsüzlüklerini önlemeye yetmiyor. Bir filmi izledikten sonra ve düzenli olarak başka filmler izledikten sonra izlenen eserlerin kalitesi ve etkisi de etken olmak üzere zaman geçtikçe o eserleri gittikçe daha az hatırlayabilmeye başlıyoruz. Kaybedilen bir insanın anısı gibi, geçmişte bir zamanlarda yaşamdan çalınmış güzel anların uyandırdığı güzel hisler olarak ama gittikçe daha az detaylı olarak hatırlanabiliyorlar. Bu yüzden, belki de bu sayede demek lazım buna, filmleri yeniden izleme ihtiyacı duyuyoruz.

Bir anımızı yeniden canlandırma ya da kaybedilen bir şeyi yeniden elde etmek çok zor bir şeyken geçmişte bir yerlerde bize güzel anlar yaşatmış bir filmi bilgisayarımızı açıp yeniden izlemeye koyulabiliyoruz. Bunun ne kadar değerli bir şey olduğu bazen gözden kaçıyor. Teknoloji ile doğrudan bağlantılı olan bir …

Z (1969) Ölümsüz

Resim
Costa-Gavras'ın Z (1969) eserinin başrolünde Fransız Sineması'nın önemli isimlerinden ve değerli bir şarkıcı olan Yves Montand yer alıyor. Bir diğer başrolde de Il SorpassoAmour ve Ma nuit chez Maud gibi filmlerden tanıdığımız, günümüzde hala hayatta olan Jean Louis Trintignant bulunuyor.

Z (1969) etkileyici bir politik film. Filmin başında yönetmen Costa-Gavras bizi uyarıyor: ''Gerçek olaylarla ve gerçek kişilerle olan benzerlikler tesadüfi değildir. Her şey kasıtlıdır.'' Bu girişten sonra tutucu radikal devlet yetkililerinin hakimiyetinde olan bir şehre miting yapmak için gelen sol parti lideri ve onun gibi düşünen insanların maruz kaldığı baskılar bizlere gösteriliyor.

Eleştirellikten uzak durmayan, inadına üzerine giden ve yapılan pislikleri apaçık izleyiciye sunan filmde sol parti liderinin polisin desteği ve devlet yetkililerinin edilgenliği yüzünden bir suikast sonucu öldürülmesini izliyoruz. Büyüyen olaylar sonucunda şehir dışından gönderilen sorgu ya…

Aguirre, der Zorn Gottes (1972) Aguirre, Tanrı'nın Gazabı

Resim
16. yüzyılda geçen ve hikayenin kahramanlarından biri olan bir keşişin günlüklerine dayanarak çekilmiş olan muhteşem bir eser.

Sömürgecilik ve misyonerlik amacı ile İspanya'dan Güney Amerika'ya uzanan bir yolculuğun sonucunda bu yabancı topraklara varan bir grup İspanyol ve maiyeti, bu grubun içinde yer alan Aguirre'nin, liderlerine karşı gelip isyan çıkarması üzerine onun komutası altına geçer. Fethetmek amacıyla sürekli ve hırsla iktidarını kullanmaya çalışan Aguirre sonsuz bir yok oluşa doğru sürükler; kendisini ve etrafındakileri.

Deliliğe varan bir hırs, açgözlülük, hayalcilik... Aguirre, der Zorn Gottes (1972) saf, gerçek bir film; Klaus Kinski'den gerçek bir oyunculuk; yaşatan gerçekliği ile çarpıcı bir eser.

Filmin imdb profili: https://www.imdb.com/title/tt0068182/

Filmden bir kesit: https://twitter.com/hergunbirsanat/status/998859015584124928


Seksmisja (1984) Cinsiyet Görevi

Resim
Yapılış yılı ünlü distopik roman Bin Dokuz Yüz Seksen Dört'ü hatırlatan bu distopik ve komik filmde, Amerikan sinemasında bolca örneğinin yer aldığı bilim kurgu türünün farklı bir sinema tarafından farklı biçimde çekilmiş güzel bir örneğini izliyoruz.

Polonya'dan çıkmış olan bu eserde bir bilimsel deneyin başarısızlığı sonucunda dünyanın büyük zarar gördüğü gelecek yıllara uzanıyoruz. Bu yıllarda dünyanın zarar görmüş olmasına ek olarak erkek genlerinin aktarılamaması sonucu erkeklerin soyunun tükendiği bir dünya ile de karşı karşıyayız.

Seksmisja (1984) filminin başrollerindeki erkek kahramanlarımızsa dünyanın başına bu felaketlerin gelmesinden az zaman önce bilimsel amaçlar için dondurulmuş oldukları için bu distopya dünyasında var olabiliyorlar. Amazonlar misali sadece kadınların hakimiyetinde dönen bir dünyada erkekler azılı düşman olarak belleniyor.

Film ilerledikçe güvenlik ve fiziksel koşullar gerekçesiyle yeraltında yaşamak zorunda bırakılan kadınların kandırıldıkları …

Peeping Tom (1960) Röntgenci

Resim
Skopofili yani izlemekten haz alma, bir diğer deyişle de röntgencilik konusunu işleyen Peeping Tom (1960) filmi; altyapısı, örtülü anlatımları ve etkileyici hikayesiyle çok değerli bir eser.

Bilim insanı olan babasının, çocukluğunun her anını kayıt altına alıp mahremiyetini yaşamasına izin vermediği ve üzerinde deneyler gerçekleştirdiği Tom normal bir insan olamamanın acılarını hayatında taşımaktadır. Yaşadığı saf ve içten yeni bir ilişki onun sıkıntılarından kurtulabilmesi için bir umut olmaktadır.

Filmin ismi başkarakterin ismiyle bir oyun yaparken aynı zamanda başlı başına bir gözetleme hikayesinden doğan bir deyim olarak bu esere çok uyuyor. 11. yüzyılda geçen ''Peeping Tom'' hikayesinde Lady Godiva'nın, halka yüklenen vergilerin azalması adına eşine karşı çıkması ve bunun sonucunda eğer şehirde çıplak bir şekilde at üzerinde gezerse vergilerin indirileceği sözünü alması durumu söz konusudur. Halkın iyiliği için soyunan leydiye minnet gösteren ve kralın eşini ç…

Ascenseur pour l'échafaud (1958) Darağacına Asansör

Resim
Kendine has yürüyüşü, güçlü duruşu ve yarattığı karakterlerle sinema tarihinde önemli bir yer edinmiş olan Jeanne Moreau'nun başrolünde oynadığı Ascenseur pour l'échafaud (1958) filminde iki sevgilinin yeni bir hayata adım atmak üzere kurdukları planların sekteye uğramasını izliyoruz.

Filmin Türkçe adı olarak İdam Sehpası ismi geçse de, asansörün önemli bir yer ettiği bu filmin adının çevirisinde, tıpkı özgün adında yer aldığı gibi asansör kelimesinin de geçmesi gerektiğini düşündüğüm için Darağacına Asansör şeklinde bir Türkçe ad koyma isteği duydum.

Filmin imdb profili: https://www.imdb.com/title/tt0051378/


Sweet Smell of Success (1957) Başarının Tatlı Kokusu

Resim
Kara film türündeki Sweet Smell of Success (1957) filminde kötülerin gözünden ilerleyen bir hikayeye tanık oluyoruz.

Ruhunu şeytana satmış bir basın ajanının yükselmek için hiçbir değeri gözünün görmediği ve nüfuzlu bir köşe yazarı olan patronunun tüm işlerini halletmeye çalıştığı hikayede kardeş sevgisinin zorbalığa dönüşen bir biçimini, karanlık güçlere yenilen bir aşkı seyrediyoruz.

Filmin imdb profili: https://www.imdb.com/title/tt0051036/

Narayama bushikô (1958) Narayama Türküsü

Resim
Eski bir geleneğin hakim olduğu bir Japon köyünde evlatlar, ebeveynleri 70 yaşına geldiğinde onları bir dağa taşıyıp orada ölüme terk etmektedir. Yaşlılık, ölüm, yaşam ve gelenekler üzerine dramatik bir eser.

1958 yapımı olan Narayama Türküsü'nün 1983 yapımı başka bir yorumu olan aynı adlı film Altın Palmiye Ödülü'nü kazanmayı başarmış. Bu kadar değerli bir ödülün zaten var olan bir filmin farklı bir yorumuna verilmesinden ziyade daha özgün bir yapıma verilmesinden yanayım.

Filmin imdb profili: https://www.imdb.com/title/tt0051980/


Ways of Seeing (1972) Görme Biçimleri

Resim
John Berger'ın BBC desteğiyle hazırladığı bu belgeselde resim sanatı, kadın bedeninin erkek egemenliği altında kullanımı, mülkiyet ve günümüz reklamcılık anlayışı irdelenerek eleştirilmektedir.

İlk üç bölümde resim geleneğini detaylı bir şekilde açığa çıkarıp tabloların altında yatan anlamları inceleyen Berger, son bölümde günümüz dünyasına geçiş yaparak bu geleneğin reklamlarla hayatımızda nasıl devam ettirildiğini anlatıyor. Ways of Seeing (1972) belgeselinin ardından, eserde anlatılanlar Görme Biçimleri adıyla kitap olarak da basılmıştır.

Filmin imdb profili: https://www.imdb.com/title/tt1302546/

Filmden bir kesit: https://twitter.com/hergunbirsanat/status/1153416425513639936

Filmin izleme linki: 



Ölmeden Önce Mutlaka

Resim
Popüler kültür dili ile var edilen kalıplardan biri olan ''ölmeden önce izlemeniz gereken filmler'', ''ölmeden önce mutlaka seyretmeniz gereken filmler'' gibi listeler hakkında bir yazı yazma isteği duydum. Bu kalıbın başka alanlardaki çeşitleri de mevcut: ''ölmeden önce görmeniz gereken yerler'', ''ölmeden önce mutlaka yapmanız gereken şeyler'' gibi. Ucuz ve niteliksiz bir dilin hakim pozisyona geçmesinde ne yazık ki sosyal medyanın da çok önemli bir payı var. Benzer şekilde, ''efsane'' ve ''aynen'' gibi kelimelerden de rahatsızlık duymaya başladım son yıllarda.

Ölmeden önce okumanız gereken bir yazı olan yazıma dönecek olursak... Evet, buradasınız, okuyorsunuz, demek ki ölmemişsiniz! Hadi ölmeden önce bitirelim şu yazıyı.

Bir insanın bir deneyimi gerçekleştirebilmesi için, sanırım herkesin bildiği üzere, yaşıyor olması gerekir. Yani öldükten sonra bir eylem gerçekleştirilemeyeceği için bi…

The Gods Must Be Crazy (1980) Tanrılar Çıldırmış Olmalı

Resim
Modern yaşamdan izole bir şekilde kendi kabile hayatlarını yaşayan bir grup insanın hayatlarına giren Coca Cola şişesinin ortaya çıkardığı huzursuzluk eğlenceli bir şekilde anlatılıyor.

The Gods Must Be Crazy (1980) filmi, darbe yapmaya çalışan bir grubun ve modern hayat yerine Afrika'nın bozulmamış bölgelerinde çalışmalarını sürdüren bir kadın ve erkeğin hikayesi eşliğinde bir bütünlük kazanıyor. Film, Walkabout'taki gibi eleştirel ve düşünsel bir yöne sahip olsa da daha çok komedi öğeleriyle anlatımını gerçekleştiriyor. 

Filmin imdb profili: https://www.imdb.com/title/tt0080801/